69304e90f8774501314f019591a6f8cb7c0f568d

Aşurenin Tarihçesi Aşure Tarihi

[ad_1]

Aşure haftasının gelmesi ve aşure tariflerinin araştırılmış olduğu bu günlerde, birazcık aşurenin tarihçesine değinelim istedim. Sizin için çeşitli kaynaklardan aşurenin zamanı ile ilgili bilgiler derledim.

Aşurenin evveliyatına baktığımızda çıkış noktasının, Nuh’un binmiş olduğu geminin büyük tufan bitip sular çekilince bugünkü Cudi Dağı’na oturmuş olduğu, kurtulanların ise gemide kalan erzakla ”selamet çorbası” pişirmesine dayandığını görüyoruz.

Her yıl Muharrem ayının 10. gününde kutlamalarına süregelen ve bolluk inancıyla da büyük bir bağlantısı olan aşure, bir tek vatanımızda değil; değişik şekillerde de olsa değişik birçok toplumda kendine yer bulmuştur. Hatta birçok kültürde paylaşım ortamının oluşmasına da vesile olmuştur.

Değişik Kaynaklardan Aşurenin Evveliyatına İlişkin Bilgiler

Priscilla Mary Işın’ın Osmanlı Mutfak Sözlüğü kitabında aşure şu sözlerle anlatılmıştır:

Aşure, haşlanmış buğday tanelerinden meydana getirilen bir tatlıdır. Aşurenin kökeni tarıma başlanan ilk döneme kadar iner. Mukaddes sayılan bu yiyeceğin berekete dair inançlarla yakın bir bağlantısı vardır.

Aşure, buğday kültürü ile Mezopotamya’dan yayılmıştır. Bu yüzden Çin’den İngiltere’ye kadar dünyanın birçok ülkesinde aşure benzeri, bayram yada yeni yıl yemeklerine rastlanır.

Senenin ilk ayı olan Muharrem’in onuncu günü olan âşûrâ, İslam öncesi mukaddes sayılarak, o gün yenilen buğday yemeğine adını vermişti. İslam’ın ortaya çıkmasıyla beraber aşure yeni anlamlar kazanmıştır. Şiiler o gün Kerbela’da öldürülen Hüseyin için yas yemeği olarak, Sünniler de Adem’in tövbesinin kabul edilmesi, İbrahim’in alevden kurtulması, Yakup’un oğlu Yusuf’la buluşması ve Nuh’un gemisinin Cudi dağına oturması benzer biçimde çeşitli vakalara dayandırarak aşure yapma geleneğini sürdürdüler.

Türkiye’de Aşure, buğdaydan başka çeşitli tahıl, bakliyat ve kuruyemişlerle yapılır. Çoğu zaman tatlı olarak yapılsa da bazı yörelerde etli yada tuzlu türlerine de rastlanır. Aşure dağıtmak ise toplumun her kesiminde mühim bir gelenektir.

Şemsettin Sami’nin Kâmûs-ı Türkî adlı kitabında ise;

”Aşûrâ veya aşûrâ
1- Muharrem ayının onuncu günü ki kable’l İslâm dahi resmi bir gündü. (İslam öncesi dahi malum, kutlanan bir gündü.)
2- Yevm-i mezkûrde pişirilip dağıtılması mu’tâd olan maruf bir tatlı ki, (bahsedilen günde –Muharrem ayının onuncu günü- pişirilip dağıtılması adetten olan bir tatlıdır ki), dövülmüş buğdayla meyve ve huhubâtın ekserisinden birer miktar karıştırmakla yapılır.” şeklinde Aşure kendine yer bulmuştur.

Her evde değişik malzemeler ve değişik yöntemlerle meydana getirilen aşurenin insanları bir araya getiren bir özelliği bulunduğunu söylersek yanlış olmayacaktır. Eldeki malzemelerle meydana getirilen, bolluk getirdiğine inanılan ve kase kase paylaşılan aşure; değişik coğrafyalarda değişik kültürlerde günümüze kadar ulaşabilmiş bir lezzettir.”

Vikipedi’de aşure tarifi ve tarifiyle ilgili şu bilgiler yer almıştır:

”Aşure, Hicri takvime nazaran Muharrem ayının onuncu günü meydana getirilen tatlıdır. İslami inanca nazaran Muharrem ayının onuncu günü, Nuh peygamber Büyük Tufan’dan sonrasında karaya ayak bastığında, elinde kalan son malzemelerle bu tatlıyı yapmıştır. Temel olarak su, buğday, nohut, toz şeker, fasulye, pirinç kullanılarak yapılır. Süsleme amacı ile ceviz, çam fıstığı, badem, nar, susam ve tarçın benzer biçimde kuruyemiş, meyve ve baharatlar kullanılır.

Aşure, Arapça ”aşu:re” kelimesinden gelmektedir. Ermeni ve Rum kültüründe de vardır. Ermeniler, 6 Ocak’ta ”anuş-abur” yaparken; Rumlar, buğday, kuru üzüm ve bal ile yaptıkları ”koliva”yı kilise kapısında dağıtıp ortasına bir mum diktikleri bir tabakla mezarın başına yerleştirmektedirler.

Alevi kültüründe, Kerbela Savaşı’nda Hüseyin’in öldürülmüş olduğu günde aşure pişirilmesi ile aşurenin hiçbir hayvansal ürün içermemesi içinde bağlantı kurulur ve şiddetin genel olarak protesto edilmiş olduğu anlatılır. Aşure tarifi hiçbir hayvansal ürün içermemesi itibariyle vegandır. Aleviler, her yıl aşurelerini pişirip mevzu komşu ile paylaştıkları Muharrem ayında 12 gün süresince etin tüketilmediği bir oruç tutarak öldürmenin her türlüsünün (gıda için kesilen hayvan dahil) sertlik bulunduğunu algı ederler.”

Peki ”aşure” ne anlama gelir?

”Aşure, (Aşura) Arapça’da 10 manasına gelen ”aşara” kelimesinden türemiştir. Sözcüğün Sâmî diller içinde ortak bir sözcük olduğu düşünülmektedir. Ek olarak, sözcük (ve gün) Musevilik inancında Büyük Kefaret Günü için kullanılmıştır.

Bunun haricinde Aşure Günü’nde gerçekleştiğine inanılan dini açıdan mühim bazı rivayetler bulunmaktadır. Bunlar;
– Adem’in işlediği günahtan sonrasında tövbesinin kabul edilmesi,
– İdris’in diri olarak göğe yükseltilmesi,
– Nuh’un gemisinin tufandan kurtulması,
– İbrahim’in ateşte yanmaması,
– Yakup’un oğlu Yusuf’a ulaşması,
– Eyyub’un hastalıklarının iyileşmesi,
– Musa’nın Kızıldeniz’den geçip İsrailoğulları’nı firavundan kurtarması,
– Yunus’un balığın karnından çıkması,
– İsa’nın doğumu ve ölümden kurtarılıp göğe yükseltilmesidir.

Bu vakalar elit hadis kitaplarının derhal hepsinde geçmektedir. Musevilerin de bugünü oruçla geçirdikleri, İslam peygamberi Muhammed bin Abdullah’ın bugün de oruç tutmayı tavsiye etmiş olduğu, Yahudilere benzememek açısından orucun Aşure günü ile bigün öncesi yada bigün sonrası ilâve edilerek tutulması gerektiğine inanılır.”

Değişik Zamanı Kaynaklardan Aşure Tarifleri

Muharrem Aşuresi- Tatlıcıbaşı Hadiye Fahriye (1924)

”Muharrem ayında tabh olunan aşureye yedi, sekiz nevi hububat konulmak adettir. Onun için sözgelişi fasulye, nohut, bakla, pirinç benzer biçimde harçları ihzar edip sonrasında pişirmeye başlamalıdır.

Evvel emirde yarım kıyye dövülmüş buğdayı büyükçe bir tencerenin içine koyarak üzerine üç okka kadar su doldurduktan sonrasında ateşe koymalı, çoğun buğdayı akşamdan ateşe koyup o halde sabaha kadar bırakırlar. İlk ateşte kaynamaya süregelen buğday, ateş küllendikçe yavaş yavaş pişmeye devam ederek sabaha kadar mükemmelen pişmiş olur. Buğday suyu tehmil çeker, taneler çatlayıp lapa benzer biçimde olur.

Saniyen nohut, bakla ve fasulyeyi akşamdan suda ıslatıp sabahleyin kabuklarını çıkarmalı ve badehu ayrı ayrı yumuşayıncaya kadar pişirmeli. Sonrasında pişmiş buğdayı öteki bir kaba alarak üzerine lüzumu kadar su ekleyip karışmasını sağlayarak sulandırmalı. Badehu pirinç ve şekerini bir miktar razaki ile birkaç tane kuru hurmayı koyarak ateşe vazetmeli. Bir taşım kaynayınca öteki harçları bakla, nohut, fasulye koyarak karıştıra karıştıra pişirmeli. Aşure helmelenmeye ve ilik benzer biçimde olmaya başlayınca aşurenin miktarına nazaran on, on beş dirhem nişastayı ılık suda ezerek içine döktükten sonrasında karıştıra karıştıra gene bir taşım kaynatmalı. O sırada gül yağı, misk, gül suyu benzer biçimde bir şey de ilave eyleyip alevden indirilmeli. Kaselere ve tabaklara tevzi edip üzerine de fındık, fıstık, badem, ceviz ve kuşüzümü benzer biçimde şeyler dizmeli.”

Melceü’t-Tabbâhîn, Mehmet Kâmil Aşure (1844)

”Tarîk-i tabhı: Matlûbü’l-mikdâr kabuğu çıkmış buğdayı ba’det-tathîr tencere içine koyub bol miktarda su ile bir taşım kaynatub altına kömür tozu döküb azca ateş ile beş on sâ’at terk itdikden sonrasında gene altına odun yakub kaynadıkda içine kaynamış fasulye ve bakla ve pirinc her ne murâd olunur ise ilâve ve tatlu olacak mikdârı asel yada şeker koyub bir taşım dahî kaynatub indireler. Eğer pek koyu olur ise bir mikdâr sıcak su ile alışdırub tabaklara vaz’birle üstüne kavrilmuş badem dizub tenâvül buyrula. Adisi budur.”

[ad_2]

Kaynak: Kısıkateş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.